Anasayfa 15 Temmuz Giriş Yap Kayıt Ol
Tüm Hatıralar
Hatıra · Tanıklık

Ruhun şad, mekanın cennet olsun kardeşim.

Mevlüt Yaman Şef
O bayramı onsuz geçirmiştik. Eşi ve çocuğuyla birlikte eşinin köyüne gitmişti. Bir sonraki bayramı ise bizimle geçirecekti.

Bayramdan sonra ben hafta sonu görevi için İstanbul’a gitmiştim. 15 Temmuz akşamı yatmadan önce son kez televizyona bakayım dedim. Ekranda son dakika haberleri dönüyordu. Köprüde tanklar vardı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken köyden telefon geldi.

“Özel Harekât’ta patlama olmuş. Mustafa da evden çıkmış, kendisine ulaşılamıyor.” dediler.

O andan sonra herkes seferber oldu. Ben İstanbul’dan, ailem Bartın’dan, Mustafa’nın ailesi Ankara’dan ona ulaşmaya çalışıyorduk.
Yengem aradı:
“Abi, Mustafa patlama haberini alır almaz evden fırladı. Gitme dedim, dinlemedi. ‘Nizamiyeye ulaşmam lazım.’ dedi. Koşarak çıktı. O andan sonra da kendisine ulaşamadım.”

Biz hâlâ umutluyduk. “Rehin almışlardır, telefonunu ellerinden almışlardır.” diyorduk. Ölüm ihtimali aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Geçmezdi de… Daha 31 yaşındaki kardeşime ölümü nasıl yakıştırabilirdim? Darbe nedir, nasıl olur, insanların neler yapabileceğini nereden bilecektik?

Sabahı Mustafa’ya ulaşma ümidiyle ettik. Sonra annem aradı. Hastaneler tek tek aranmış, taranmış. Mustafa bulunmuştu. İlk başta ameliyatta olduğu söylenmiş. Ama gerçek çok farklıydı. Kardeşim çoktan şehit olmuştu. Annemler hastaneye vardıklarında acı gerçeği öğrenmişler. Ben de İstanbul’da hazırlanıp Atatürk Havalimanı’na gitmek üzere dolmuşa binmiştim. Yoldayken telefonum çaldı. Annemdi.
“Başımız sağ olsun oğlum… Mustafa’yı kaybettik.” O an dünyam yıkıldı. Dolmuşun içinde hüngür hüngür ağlamaya başladım.
“Kardeşiiim… Kardeşiiim…”

Yolcular beni teselli etmeye çalışıyordu. Havalimanına gittim, uçuşlar iptal edilmişti. Otobüsle gitmek istedim, köprüler kapalıydı. Bir süre sonra köprülerin açıldığı haberini aldım. Ankara’ya gitmek için otogara yöneldim.
Annem aradı. “Oğlum, sen köye git. Biz Mustafa’yı alıp geliriz.” dedi. Ben de rotamı köye çevirdim. Otopsi işlemleri uzun sürüyordu. Ankara’da çok sayıda şehit vardı. Bu sırada Gölbaşı’nda cenaze namazının kılınacağını öğrendim. Lise arkadaşlarım bir araya gelmiş, köye kadar gelmişlerdi. Beni alıp Ankara’ya götürdüler ve cenaze namazına yetiştirdiler.

Kardeşimin tabutunu gördüğüm an bende film koptu. Dizlerimin bağı çözüldü. Yine aynı sözler dökülüyordu ağzımdan:
“Kardeşiiim… Kardeşiiim…”

O ana dair hatırladığım tek şey, camide “Allahu Ekber” diye haykırışlarımdır. Cenaze namazı kılındı. Sonra evinin önüne geçildi, helallik alındı. Ardından köye doğru yola çıktık.

Şehir girişinde köylüler konvoy oluşturmuştu. Şehidini bekliyordu herkes. Konvoy eşliğinde köye girdik. Kumluca Merkez Camii’nde bir cenaze namazı daha kılındıktan sonra tekbirlerle kardeşimi köyümüzün mezarlığında toprağa verdik.

O güne dair içimde kalan tek bir ukde vardır. Kardeşimi mezara ben yerleştirdim. Ama onu yerleştirdikten sonra yanına uzanıp son kez sarılmadım. Bugün bile bunun pişmanlığını taşırım.



Kardeşim nasıl bir insandı?

Henüz 31 yaşında genç bir baba…

O gece her zamanki gibi oğlunu yatağına götürmüş, uyutmak için koynuna almıştı. Tam o sırada görev yaptığı yere bomba düştüğü haberini aldı. Bir an bile tereddüt etmedi. “Yardım etmem lazım.” dedi ve yataktan fırladı. Öyle aceleyle çıkmıştı ki, görenler gömleğinin düğmelerini dışarıda iliklediğini anlatırlar.

Mustafa imamdı. Görevi namaz kıldırmaktı. O gece orada bulunmak zorunda değildi. Ama vicdanı onu evde oturtmadı. Müezzin arkadaşını da yanında götürmek istedi. Aradı. Arkadaşının eşi gitmesini istemiyordu. Israr etti, ikna etti ve birlikte yola çıktılar. Yollar kapatılmıştı. Geçmelerine izin vermiyorlardı. Ama başka bir güzergâh kullanarak büyük zorluklarla da olsa Özel Harekât’a ulaştılar. Nizamiyeden içeri girdiler. Özel harekâtçı arkadaşlarına yardım edebilecekleri bir şey olup olmadığını sordular. Onlar da operasyon hazırlığında olduklarını söylediler. Bunun üzerine Mustafa, müezzin arkadaşına:
“Kenara çekilelim de arkadaşlar rahat çalışsın.” dedi. Nizamiye içerisinde bir binanın dibine geçtiler. Tam o sırada hainlerin kullandığı savaş uçağı bombayı bıraktı. Ortalık bir anda cehenneme döndü.

O gece orada 47 vatan evladı şehit oldu. Daha sonra bu sayı 52’ye yükseldi. Mustafa da o şehitlerden biriydi. Hastaneye götürüldü. Ardından Adli Tıp’a sevk edildi. Otopsi işlemleri tamamlandı. Şehadetinin üzerinden yaklaşık iki gün geçmişti. Yıkandı. Kefenlenmeden önce ailesine gösterildi.

Ben yıllarca yoğun bakımda çalıştım. Nice ölüm gördüm. İnsanların son nefeslerinden sonra yüzlerinin nasıl değiştiğini, renklerinin nasıl solduğunu bilirim. Ama Mustafa öyle değildi.
Yüzü sanki uyuyormuş gibiydi.
Annem onun hareket ettiğini söyledi.

Kayınvalidesi ise gözyaşları içinde:
“Gözümüz aydın, Mustafa’mız yaşıyor.” dedi.

Biz biliyoruz ki şehitlik, ölüm değildir.
Rabbimizin müjdesi açıktır:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.” (Âl-i İmrân, 169)

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara, 154)

Allah kardeşim Mustafa Yaman’ın da tüm şehitlerimizin de ruhlarını şad, makamlarını cennet eylesin.

Hatira Fotograflari

Hatira fotografi Hatira fotografi Hatira fotografi