Hatıra · Tanıklık
Ula Oğul, Ne Olmuş?
15 Temmuz 2016 gecesi Erzurum'un Tortum ilçesine bağlı köyümüzde ailemle birlikte bulunuyordum. Yaz akşamının sakinliği, televizyonlardan ve telefonlardan gelen haberlerle bir anda yerini belirsizliğe bıraktı. İlk gelen bilgiler çok net değildi. Daha önce böyle bir olaya hiç tanıklık etmediğim için yaşananların büyüklüğünü tam olarak kavrayamıyordum. Kendi kendime bunun kısa sürede sona erecek bir kalkışma olduğunu düşünüyordum.
Köyden Tortum ilçe merkezine doğru hareket ettiğimiz sırada yaşlı bir amca aracımızın önüne çıktı. Yüzündeki telaş hâlâ hafızamdadır. "Ula oğul, ne olmuş?" diye sordu. Ben de sakin bir şekilde, "Dede, darbe olmuş. Darbeye kalkışmışlar." dedim. Bu sözleri duyar duymaz yüzünün rengi değişti. Derin bir "Eyvah..." dedi. Sonra yol kenarındaki asfalta oturdu. Ellerini semaya kaldırarak, "Allah'ım bunlara fırsat verme. Allah'ım bize o eski günleri bir daha yaşatma." diye dua etmeye başladı.
İşte o an yaşananların sıradan bir olay olmadığını hissettim. Ben darbeyi sadece kitaplarda okumuş, haberlerde duymuştum. Böyle bir ihaneti yaşamamış bir nesildendim. Ancak o yaşlı amcanın korkusu, duası ve çaresizliği bana yaşananların ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlattı. O an olayın ciddiyetini ilk kez gerçekten kavradım.
İlçe merkezine ulaştığımızda insanlar çoktan meydanda toplanmıştı. Herkes birbirine ulaşmaya, haber almaya ve gelişmeleri takip etmeye çalışıyordu. Bir ara Erzurum'daki 9. Kolordu Komutanlığında da darbe girişimi olduğu yönünde haberler yayılmaya başladı. Bu söylenti hepimizi derinden sarstı. Eğer doğruysa, olayın tam ortasında olduğumuzu düşündük. Ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi, nasıl bir görev üstleneceğimizi bilmiyorduk. İçimizde hem büyük bir korku hem de vatanımıza sahip çıkma kararlılığı vardı. Yaşadığımız belirsizlik, gecenin en ağır yüküydü.
Bir süre sonra Erzurum'da herhangi bir darbe girişiminin olmadığı haberi ulaştı. Bu haber hepimize bir nebze olsun nefes aldırdı. Ardından Tortum'da ve daha sonra Erzurum'da düzenlenen demokrasi nöbetlerine katıldık. Meydanlarda binlerce insan tek yürek olmuştu. Minarelerden yükselen selalar, hep bir ağızdan edilen dualar ve gökyüzünü dolduran "Allahu Ekber" sesleri yüreğimizi adeta elektrik gibi çarpıyordu. Her sela okunduğunda, her dua yükseldiğinde vücudumuz ürperiyor, tüylerimiz diken diken oluyordu. O anlarda korku ile umut, hüzün ile kararlılık aynı yürekte birleşmişti. İnsanlar birbirini tanımasa da aynı duaya "Âmin" diyor, aynı bayrağın altında aynı duyguları paylaşıyordu.
Sabaha kadar sokaklardan ayrılmadık. Elimizden gelen, vatanımız için meydanlarda bulunmak, birlik olmak ve dua etmekti. Belki silahımız yoktu ama inancımız, milletimize olan güvenimiz ve birbirimize olan bağlılığımız vardı. O gece bunun ne kadar büyük bir güç olduğunu hep birlikte gördük.
Aradan yıllar geçmesine rağmen 15 Temmuz gecesini düşündüğümde aklıma ilk olarak yaşlı amcanın duası, meydanları dolduran insanların kararlılığı ve minarelerden yükselen selaların yüreğimizde bıraktığı derin iz geliyor. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor, Yüce Allah'tan milletimize bir daha böyle acılar yaşatmamasını niyaz ediyorum.
Köyden Tortum ilçe merkezine doğru hareket ettiğimiz sırada yaşlı bir amca aracımızın önüne çıktı. Yüzündeki telaş hâlâ hafızamdadır. "Ula oğul, ne olmuş?" diye sordu. Ben de sakin bir şekilde, "Dede, darbe olmuş. Darbeye kalkışmışlar." dedim. Bu sözleri duyar duymaz yüzünün rengi değişti. Derin bir "Eyvah..." dedi. Sonra yol kenarındaki asfalta oturdu. Ellerini semaya kaldırarak, "Allah'ım bunlara fırsat verme. Allah'ım bize o eski günleri bir daha yaşatma." diye dua etmeye başladı.
İşte o an yaşananların sıradan bir olay olmadığını hissettim. Ben darbeyi sadece kitaplarda okumuş, haberlerde duymuştum. Böyle bir ihaneti yaşamamış bir nesildendim. Ancak o yaşlı amcanın korkusu, duası ve çaresizliği bana yaşananların ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlattı. O an olayın ciddiyetini ilk kez gerçekten kavradım.
İlçe merkezine ulaştığımızda insanlar çoktan meydanda toplanmıştı. Herkes birbirine ulaşmaya, haber almaya ve gelişmeleri takip etmeye çalışıyordu. Bir ara Erzurum'daki 9. Kolordu Komutanlığında da darbe girişimi olduğu yönünde haberler yayılmaya başladı. Bu söylenti hepimizi derinden sarstı. Eğer doğruysa, olayın tam ortasında olduğumuzu düşündük. Ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi, nasıl bir görev üstleneceğimizi bilmiyorduk. İçimizde hem büyük bir korku hem de vatanımıza sahip çıkma kararlılığı vardı. Yaşadığımız belirsizlik, gecenin en ağır yüküydü.
Bir süre sonra Erzurum'da herhangi bir darbe girişiminin olmadığı haberi ulaştı. Bu haber hepimize bir nebze olsun nefes aldırdı. Ardından Tortum'da ve daha sonra Erzurum'da düzenlenen demokrasi nöbetlerine katıldık. Meydanlarda binlerce insan tek yürek olmuştu. Minarelerden yükselen selalar, hep bir ağızdan edilen dualar ve gökyüzünü dolduran "Allahu Ekber" sesleri yüreğimizi adeta elektrik gibi çarpıyordu. Her sela okunduğunda, her dua yükseldiğinde vücudumuz ürperiyor, tüylerimiz diken diken oluyordu. O anlarda korku ile umut, hüzün ile kararlılık aynı yürekte birleşmişti. İnsanlar birbirini tanımasa da aynı duaya "Âmin" diyor, aynı bayrağın altında aynı duyguları paylaşıyordu.
Sabaha kadar sokaklardan ayrılmadık. Elimizden gelen, vatanımız için meydanlarda bulunmak, birlik olmak ve dua etmekti. Belki silahımız yoktu ama inancımız, milletimize olan güvenimiz ve birbirimize olan bağlılığımız vardı. O gece bunun ne kadar büyük bir güç olduğunu hep birlikte gördük.
Aradan yıllar geçmesine rağmen 15 Temmuz gecesini düşündüğümde aklıma ilk olarak yaşlı amcanın duası, meydanları dolduran insanların kararlılığı ve minarelerden yükselen selaların yüreğimizde bıraktığı derin iz geliyor. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor, Yüce Allah'tan milletimize bir daha böyle acılar yaşatmamasını niyaz ediyorum.