Hatıra · Tanıklık
Uyuma, İradene Sahip Çık
Bazı geceler, insanın hayatını ikiye ayırır: O geceden önce ve o geceden sonra... 15 Temmuz 2016, benim için böyle bir gecedir. Aradan yıllar geçti; şehirler değişti, hayat değişti. Ama o gecenin sesleri, yüzleri ve duyguları hafızamdaki yerini hiç kaybetmedi.
O akşam Büyükçekmece'deki evimizdeydik. Televizyon ekranlarına yansıyan ilk görüntülerle birlikte olağan dışı bir durumun yaşandığını fark ettik. Haberler netleştikçe bunun milletin iradesini hedef alan bir darbe girişimi olduğu anlaşıldı. O an, evde oturmanın doğru olmayacağını düşündük. Henüz bir buçuk yaşındaki kızımızı teyzemize emanet ettik ve sonrasında yola koyulduk.
İlk durağımız Büyükçekmece Meydanı oldu. Meydan her geçen dakika doluyor, insanlar evlerinden çıkıp aynı noktada buluşuyordu. Araçlarıyla mahalle mahalle dolaşan gençler, sokaklarda yüksek sesle "Uyuma, iradene sahip çık!" diye sesleniyor, evlerin ışıkları birer birer yanıyordu. O gece bu söz, bir slogan olmaktan çok daha fazlasıydı; insanların birbirini omuz omuza durmaya çağıran samimi bir davetiydi. Ben de aynı çağrıyı telefonumdan paylaşmıştım. Belki tanıdıklarıma ulaştı, belki hiç tanımadığım insanlara... Ama o gece kelimelerin de bir nöbet tuttuğunu hissettim.
Meydandaki bekleyiş sürerken Hadımköy'deki askerî kışladan tankların çıkabileceği ve Büyükçekmece istikametine gelebileceği yönünde haberler ulaştı. Bunun üzerine birçok kişi gibi biz de yönümüzü Büyükçekmece İlçe Polis Karakolu'na çevirdik. O andan sonra gecenin ağırlığı daha da hissedilir hâle geldi.
Polis karakolunun önünde toplanan kalabalığın içinde farklı yaşlardan, farklı mesleklerden insanlar vardı. Kimse birbirinin kim olduğunu sorgulamıyordu. Herkes aynı endişeyi taşıyor, aynı sessiz kararlılığı paylaşıyordu. Polisler görevlerinin başındaydı; vatandaşlar ise onların yalnız olmadığını göstermek için oradaydı. Bekledik... Saatler ilerledi, gecenin serinliği arttı, belirsizlik devam etti. Kimi zaman dua edildi, kimi zaman haberler takip edildi. Ama hiç kimse bulunduğu yeri terk etmeyi düşünmedi.
Sabahın ilk ışıkları Büyükçekmece İlçe Polis Karakolu'nun önünde doğdu. O an güneş sadece yeni bir günü değil, milletçe derin bir imtihanın ardından doğan umudu da aydınlatıyordu. Yorgunduk ama içimiz rahattı. Çünkü o gece, elimizden geleni yapmış olmanın huzurunu taşıyorduk.
Necip Fazıl, milletleri ayakta tutanın önce fikir ve inanç olduğunu anlatır. Gerçekten de o gece meydanlarda gördüğüm şey yalnızca kalabalık değildi; ortak bir şuurdu. İnsanlar birbirlerinden güç almıyorlardı sadece; aynı emanetin sorumluluğunu birlikte taşıyorlardı. Bazen bir milletin en büyük kuvveti, aynı anda aynı endişeyi hissedebilmesi ve aynı umutla bekleyebilmesidir.
Belki de o geceden bana kalan en büyük ders şudur: Bir milleti ayakta tutan sadece zor zamanlarda gösterdiği cesaret değildir; birbirine duyduğu güven, ortak vicdanı ve emanete sahip çıkma iradesidir. İşte bu yüzden, o gece sokaklarda yankılanan "Uyuma, iradene sahip çık!" çağrısını bugün hâlâ sadece bir hatıra olarak değil, her neslin kendi zamanında yeniden anlaması gereken bir sorumluluk çağrısı olarak görüyorum.
O akşam Büyükçekmece'deki evimizdeydik. Televizyon ekranlarına yansıyan ilk görüntülerle birlikte olağan dışı bir durumun yaşandığını fark ettik. Haberler netleştikçe bunun milletin iradesini hedef alan bir darbe girişimi olduğu anlaşıldı. O an, evde oturmanın doğru olmayacağını düşündük. Henüz bir buçuk yaşındaki kızımızı teyzemize emanet ettik ve sonrasında yola koyulduk.
İlk durağımız Büyükçekmece Meydanı oldu. Meydan her geçen dakika doluyor, insanlar evlerinden çıkıp aynı noktada buluşuyordu. Araçlarıyla mahalle mahalle dolaşan gençler, sokaklarda yüksek sesle "Uyuma, iradene sahip çık!" diye sesleniyor, evlerin ışıkları birer birer yanıyordu. O gece bu söz, bir slogan olmaktan çok daha fazlasıydı; insanların birbirini omuz omuza durmaya çağıran samimi bir davetiydi. Ben de aynı çağrıyı telefonumdan paylaşmıştım. Belki tanıdıklarıma ulaştı, belki hiç tanımadığım insanlara... Ama o gece kelimelerin de bir nöbet tuttuğunu hissettim.
Meydandaki bekleyiş sürerken Hadımköy'deki askerî kışladan tankların çıkabileceği ve Büyükçekmece istikametine gelebileceği yönünde haberler ulaştı. Bunun üzerine birçok kişi gibi biz de yönümüzü Büyükçekmece İlçe Polis Karakolu'na çevirdik. O andan sonra gecenin ağırlığı daha da hissedilir hâle geldi.
Polis karakolunun önünde toplanan kalabalığın içinde farklı yaşlardan, farklı mesleklerden insanlar vardı. Kimse birbirinin kim olduğunu sorgulamıyordu. Herkes aynı endişeyi taşıyor, aynı sessiz kararlılığı paylaşıyordu. Polisler görevlerinin başındaydı; vatandaşlar ise onların yalnız olmadığını göstermek için oradaydı. Bekledik... Saatler ilerledi, gecenin serinliği arttı, belirsizlik devam etti. Kimi zaman dua edildi, kimi zaman haberler takip edildi. Ama hiç kimse bulunduğu yeri terk etmeyi düşünmedi.
Sabahın ilk ışıkları Büyükçekmece İlçe Polis Karakolu'nun önünde doğdu. O an güneş sadece yeni bir günü değil, milletçe derin bir imtihanın ardından doğan umudu da aydınlatıyordu. Yorgunduk ama içimiz rahattı. Çünkü o gece, elimizden geleni yapmış olmanın huzurunu taşıyorduk.
Necip Fazıl, milletleri ayakta tutanın önce fikir ve inanç olduğunu anlatır. Gerçekten de o gece meydanlarda gördüğüm şey yalnızca kalabalık değildi; ortak bir şuurdu. İnsanlar birbirlerinden güç almıyorlardı sadece; aynı emanetin sorumluluğunu birlikte taşıyorlardı. Bazen bir milletin en büyük kuvveti, aynı anda aynı endişeyi hissedebilmesi ve aynı umutla bekleyebilmesidir.
Belki de o geceden bana kalan en büyük ders şudur: Bir milleti ayakta tutan sadece zor zamanlarda gösterdiği cesaret değildir; birbirine duyduğu güven, ortak vicdanı ve emanete sahip çıkma iradesidir. İşte bu yüzden, o gece sokaklarda yankılanan "Uyuma, iradene sahip çık!" çağrısını bugün hâlâ sadece bir hatıra olarak değil, her neslin kendi zamanında yeniden anlaması gereken bir sorumluluk çağrısı olarak görüyorum.