Anasayfa 15 Temmuz Giriş Yap Kayıt Ol
Tüm Hatıralar
Hatıra · Tanıklık

Bir 15 Temmuz Hafızası

Özkan Avcı Dr. Öğr. Üyesi
15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal tarihinde bir kırılma noktası olmasının yanı sıra, şahsi hafızamda da mesleki ve insani boyutlarıyla silinmez bir iz bırakmıştır. O akşam lojmandaki evimizde rutin bir günü geride bırakırken, televizyon ekranlarına yansıyan olağandışı hareketliliği anlamlandırmaya çalışıyorduk. Zihnimizdeki soru işaretleri henüz bir neticeye ulaşmamışken çalan kapı zili, mesleki sorumluluğumuzun acil çağrısıyla yüzleşmemize neden oldu. İvedilikle okula intikal etmemiz gerektiği söylenmişti. O an evden çıkarken eşim ve çocuğumla sıradan bir vedalaşma yaşadığımı sanıyordum. O kapıdan çıktıktan sonra tam üç gün boyunca eve giremeyeceğimi ve ailemi hiç göremeyeceğimi öngörmem elbette mümkün değildi.
Krizin boyutu ve olayın ciddiyeti, polis okuluna giriş yaptığım ilk anlarda tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. Okul müdürümüz tam teçhizatlı bir vaziyetteydi ve o anın tarihi ağırlığına uygun, personelin devlete sadakatini ve görev bilincini pekiştiren son derece etkili bir konuşma yaptı. Bu hitap, gecenin ilerleyen saatlerinde yürüteceğimiz kriz yönetiminin de psikolojik zeminini oluşturdu.
Tesisin güvenliğini sağlamak ve dışarıdan gelebilecek olası bir tehdidi bertaraf etmek adına ivedilikle stratejik önlemler alındı. Nizamiye girişini muhtemel bir zırhlı araç veya tank sızmasına karşı kapatmak amacıyla, okuldaki otobüsleri nizamiyeye yan yana çekerek fiziki bir bariyer oluşturuldu. Öte yandan, yerleşkemizin diğer sınırında bulunan jandarma birliklerinde yaşanabilecek olası bir hareketliliğe karşı da teyakkuz halindeydik ve o bölgede de gerekli tedbirler en üst düzeye çıkarıldı.
Sahadaki fiziki tedbirleri alırken, bir yandan da gözümüz ve kulağımız haber kaynaklarındaydı. Gelişmeleri anbean, büyük bir gerilim ve dikkatle takip ediyorduk. O uzun ve belirsiz saatler boyunca insan psikolojisinin sınırlarının nasıl zorlandığına da yakından şahit oldum. Bazı mesai arkadaşlarımız, mesleki disiplinin getirdiği bir refleksle duygularını tamamen bastırıp buz gibi bir soğukkanlılık sergilerken; bazıları ise ülkenin sürüklendiği bu ağır tablo karşısında hislerine daha fazla engel olamıyor ve derin bir duygusallık yaşıyordu. Bu karmaşık ve yoğun psikolojik atmosfer altında bekleyişimiz sürdü. Gecenin ilerleyen saatlerinde, karanlığın yerini aydınlığa bırakmaya başladığı anlarda, neyse ki direnişin başarıya ulaştığına dair o güzel haberler gelmeye başladı. Ancak kriz yönetiminin temel kaidesi gereği hiçbir şekilde rehavete kapılmadık. Sevindirici gelişmelere rağmen tedbiri ve teyakkuz halimizi bir an olsun elden bırakmadan görevimizin başında kalmaya devam ettik.
Bu kriz yönetiminde sahip olduğumuz en büyük kurumsal avantaj, FETÖ'nün 17-25 Aralık 2013'teki kumpas girişiminin ardından Polis Akademisinde ve bilhassa okulumuzda yapısal dönüşümlerin büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olmasıydı. Bu arınma sürecinin ardından, teşkilatın yeniden yapılandığı o dönemde polis okulu öğrencilerine Halkla İlişkiler ve İletişim, Disiplin Hukuku, Sosyal Psikoloji ve İnsan Hakları gibi dersler vermiştim. Sınıf ortamında kriz anlarında kitle psikolojisinin nasıl yönetileceğini, hiyerarşi ilişkisindeki hukuki sınırları, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve olağanüstü durumlarda iletişimin dinamiklerini bilimsel bir çerçevede öğrencilere anlatmıştık. Ancak 15 Temmuz gecesi, teorik bilginin pratikle imtihan edildiği, derslerde konuşulanların sahanın acımasız gerçekliğiyle yüzleştiği bir arena oldu.
Nitekim kalkışmanın bastırılmasının ardından, hukuki süreçler kapsamında ilde gözaltına alınan şahıslar için de okulumuzun spor salonu bir toplanma ve muhafaza merkezi olarak kullanılmış; bu süreç de aynı disiplin ve güven ortamı içerisinde idare edilmiştir.
Aradan geçen on yılın ardından geriye dönüp baktığımda, o gece sergilenen iradenin, devlet geleneğimizin ne denli köklü olduğunu bir kez daha kanıtladığını görüyorum. İlerleyen süreçte mesleki hayatıma Bartın Üniversitesinde devam etmeye başladığımda, eski kurumumdan yeni kurumuma ulaştırılan bir resmî yazı, şahsi tarihime düşülmüş kıymetli bir not olarak karşıma çıktı. O geceki duruşumuzun ve gayretimizin devletimiz nezdinde üstün hizmet kapsamında resmi bir belgeyle karşılık bulması, devlete ve millete her daim hizmet etmiş olmanın onurlu bir nişanesiydi. Bugün aradan geçen uzun yıllara rağmen, o gece devletin bekası için tereddütsüz evinden çıkan bir kamu görevlisi olmanın gururunu, o nişaneyle birlikte taşımaya devam ediyorum.